Kozmolojik açıdan değerlendirildiğinde; ışık ve gözün aynı şey olduğunu ifade eden bir dizi galaksiler silsilesi geçiyor zihnimin içerisinden. Bilincimde tanımlanmış inkarla karışık “ihtişamlı bileşiklerle” yolu hemen hemen hiç kesişmeden, öylece üzerime doğru süzülen bu imgesel gösteriyi belki de büyük bir hayranlıkla izlediğimden; her ne kadar istesem de yakalayamıyordum, belleğimde elemental simgelerle genişleyen semantik geçişlerin sesini.
Gözlemcinin saptırılmış septik izlenimleriyle tetiklenen platonik hislerine “ivedilikle” icabet eden susku, refleksif bir içe yönelim şeklidir. Hikayenin gökyüzüne yayılmasını engelleyen sezgisel bir nesne ile dokunmuş “sürreal olasılıklarla” bastırılarak resmedilen kurgu; rüyanın belirlenimsel yönlü tek çözümsel geleneği ve usul; saplantılı bir düzeneğin merkezinde birbirine dik paragraflar boyunca tekerrür ederek, kusurla döndürür bu ruhsuz yel değirmenini. Koşulsuz aktarım yoluyla fosilleşen fonksiyonel görüntüleri yörüngesindeki kartezyen eksenlere bağlayan bir o kadar enstrümantal gök cismi, aynı anda madde ile şuurun buluştuğu o kutsal mekanda usulca birleşir. Küllerinden yaratılmış antik çağrışım formlarına sirayet eden bu sessiz harflerin devingen işaretleri; cebirsel melodilerle örtülü varsayımsal piramitlere paralel boyutlar üzerinden “ekseriyetle” zincirli ve alacakaranlıkta beslenerek benimsediğim tekinsiz bir çatının altında ihmal edilmiş “eidetik yaratıklarla” çevrili etrafı düşüncenin.
“Nevrotik!” —Bir nevi kaygı transferi…
İki hücre arasında aktarılan geometrik bir örüntüyse aklımdaki bu enteresan fikrin sebebi, şüphesiz “bir belirsizlik transı içerisindeyim” diye bilirdim. Bu bir nöbet değildir, daha çok varlığıma hizmet ediyormuş gibi söyledikleri…
Tıpkı izin izlemi izah etmesi gibi, kabullenilen şeyin mecazen gösterildiği o skaler örnekleme sonsuza dek sadık bir zihin; elbet de ki envanterindeki potansiyel kavramları ehlileştirmeden deşifre edemeyecekti, o mizansen defterin evrimleşen işlevini. Aramızdaki ilişkinin niteliği her zaman ikinci bir kişiliğin algılayabileceği türden rasyonel bir bütünlük oluşturacak değilse bile, bizi dehşete düşüren bu kalansız etkinlikten kendisini çıkarsayan mağrur ve bilinçdışı bir kiplik; kimliği çekimsiz bir iyelik ekinde gizlenmeden önce, mutlaka ziyaret etmek zorunda kalacaktı kısalan gölgesini imlecin.
Karanlık deneyime derinlemesine bir dipnot mahiyetinde iliştirilen şu uyaksız tekerlemenin, sonunda tek bir heceye indirgenebilmesini umut ederek -iradesini tamamen alt edebilmek için büyütecin- elemle sıralıyordu, günışığında unutulmuş şeytani fikirlerini sahirin. Metafiziksel ögeler, inanışa dair batıl/alıngan yeraltı fenomenleri, yönlendirilmiş algı kategorileri… Oysa tüm bu fikirlerin tikel bir gerçeklik kazanabileceği kimin aklına gelirdi? Şimdi soyut olanın varlık kazanması hakkındaki tedirginliğinizi de anlıyorum. Atıl bir nakaratta kıtalara ayrışıyor aklımdaki huzursuz nehir.
—Dinleyin…
Dikkatlice tercüme edilmiş didaktik tecrübelerle kurulu subliminal bir geçit ve netleşen buğulu camın ardındaki özneler-arası misafirin hayallerinde “perde perde” canlanandırılan histeri gecenin önsözüyle filizlenmiş, bensevi cenindi isimsiz cevherin seçimi. Dönencesinde nöbet tutan içe dönük kahinin cesareti ile -satır aralarında düğümlenmiş tüm kararsız illüzyonlarını seyreltmek üzere- olanları epistemik tuvalde üstünkörü derleyip, ontik ormanın derinliklerine erişene dek bilinçaltı ağına serdi sağanak mürekkebin öfkesini. Gördüklerini ispat edebilseydi eğer, sağın bir merci ilan edecekti nükseden sırrın uçsuz bucaksız çemberini. Şimdi ise unutulmuş bu büyülü merceği alelade yansıtan ipliksi ve bağıl bir günah dahi açıklayamazdı ahir seferin açık uçlu sebebini.
İyonik uykusundan uyandırılırken hülasa gökteki kimyasal okları sinaptik bir eğri boyunca seyredip, gerekçelendirilmiş küsüratlı polenler yardımıyla sentezlediği mistik çözeltinin etkisi ile; negatif eğindiri girdabında çözülen o korkunç önermenin zirvesinde karşılaştığım hayal-meyal cebir ve eğreti edimle örülü ökült öğretinin doğum lekesinde betimlenmiş, astral bir kara deliktir artık bu donuk deneyimin tek mental emeli.
Ekliptik bir yıldız kümesinde sıkıştırılan morfolojik değillemelere değinirken kaidenin dışında kalan tüm stabil sözcükleri parça parça değerlendirip, kendisine emsalsiz bir mana bulacağını zannederek yudumluyor varoluş şiirini; “O da altı üstü ölümsüz bir şair.” Bak, işte eyleşimsel niteliklere fazlasıyla sahip im ve mütemadiyen suistimal edilmiş bu runik sisteme yerleştirilen tözde sesteş öznel birim nefesim. Başkalaştığım fonetik simgeler bilfiil çarpıtılan masalda hatırlanan üç başlı ebabilin boynuna takılmış metaforik bir tasma ve moleküllerin asma bahçesindeki tanımsız işaretlerden ebediyen bertaraf edilmiş, sevimli bir motifse de mucizesi; iç sesi, sairfilmenam sicim savrulan bilmecenin. (Bu kesin.) Görünüşte yarım bırakılmış teferruatlı öykülerden bahşedilen bu sihirli meditatif eğilimin en safiyane belirtisi, şimdilik:
“Bilinçsiz Eğinim Seviyesi,,,”
Böylece aramızdan birisi, bir köşeye bırakmak zorunda kalacaktı en sonunda bilinci. İstem dışı yapılan bir sözleşme, bir grup titreşim ve belki de elektronların bazı tutarlı hareketleriyle ilintiliydi bu yarı-manyetik iletişimin temelleri.
“Hipnotik!” —Bir çeşit veri transferi…
Sesimin periyodik ritmine odaklanmış dissosiyatif bir zamirle bütünleşen semavi ilkeleri ihlal etmeden, yalın ayak dolaşıyordu o puslu mahzeni. Kraliçenin gizli rüya günlüğünde işaretlenmiş süptil kovanın içinden süzülen kin, binlerce yıllık birikim ve tektonik çeperlerinden öykünerek biçimlendirilmiş, pragmatik bir bilimdi benden önce vurgulanan mim.
Özündeki esenliği idrak edecek kapasiteye erişerek bilincini kapatıyor ve samimiyetle içkin yolculuğunu anımsıyor bir damla arketip. Zihninde hüküm süren sarmal rehavetin bünyesinde erirken, zaman arkeik bir sarkaç misali esriyen rakamları parmak uçlarında geçiştirir ve kaynağına eğilir içbükey zemin. Gözlemcinin söylediklerine ikna olmasa da, istisnanın bu yakınsak tonlarına pek aşina değildir sujenin bitkisel emareleri. Sebepsiz varlığını tehdit eden kanatları sanki iptidai bir cisim külliyatım için ve sahiden salt kabustan yapılmış olmalıydı hayal ürünü gözenekleri.
Fraktalın nihai pencerelerinden kuşatılmış o düşsel transın kalbinde, huşu halinde mahsur kalan izleğin parçalanarak yakut zerrelere bölünmesiyle türetilen kozmik şedde esin ve manidar süreçte kanıksanmak suretiyle, asasını ihya eden simanın kor şiddeti ile aydınlanıyor ezoterik sahil. Katılaşmış mülhem sanrının kudretiyle yaratılan yalın/aksak ifadeleri ufukta görene değin sakin kalan madenin sonsuzluğunda sivrilerek demlense de kalemin akıbeti, gözlerine akar ilhamkar metin… Aşkın boyutlarına eğilmeksizin ve imgelemle bengileyin…
“Öyleyse; içimde hiç sönmeyen ateş, gittikçe hafızamın derinliklerine gizlenir. Yankısını reddederek süblimleşen sıra dışı serabı özümserken; dilimden dökülen her bir kelime doğruca zihninin arka kapısından içeri çekilsin. (Buna meyillisin.) Bileşkesinde altı çizili devasa bir çelişkin sınırlarına dayanan o hayalet sezin, hala rüyalarımda pürdikkat edilgin ve kemiklerinin arasından ilerleyen mukadderat bir soğukluk hissi idi kibir…”
—Buz gibi keskin!
(Ve artık kendisinden tamamen emindi sorgulanan tin, tarumar edecekti labirenti.) Takip edemeyeceğin kadar değişken, bal mumunda dondurulmuş alşimi teoriler destesi ve kaderin mütevazi kütüphanesinde çamura saplanmış bir çeşit kavramlar serisi…
—Silsilesi!
“Fark etmek, bazen en az gerçeklik kadar bağnaz olabilir; ancak Evren’de her an her şey mutlak bir çaba gerektirecek değil sevgili özdeşim, bunu bil istedim…”
Literatürdeki görünür vazifesini tamamlayan bedenim, benliğimi taşıdığı noktalardan itibaren hissizleşsin. (Bırak artık beni…) Başka bir Evren mümkünse de duyacaklarına henüz hazır değilsin, unut gitsin. Kitlenmiş kuşku içinde dinlenen sürgen sese yoğunlaşırken; müdavim leyimle devrilen nesir, konakçının belleğinde direnmeksizin yükselir ve bu uyuşukluk içimde binlerce farklı tonda titreşir.
“Sinestezik.” —Büsbütün bir duyu transferi.
Göz bebeklerin, Evren’in tüm işleyişini bir anda durdurabilir, onu sımsıkı kavrayabilir veya tamamen terk edebilirdi. Bir nevi aşık olmak, varlık nakli gibiydi… Ayrılık da bir şekilde, ölümün poz kesme stili değil midir? Vicdanımın kıyısındaki gölde günah çıkarman ancak bir riyakara hayat verebilir.
“Ve kıyamet vakti gelir,,,”