Bir tutulma sırasında anlamıştım ki; artık geriye tutunacak belirli bir gerçeklik düzlemi kalmamıştı benim için. Öfkesinin nesnesiyle tutuşturulmuş parlak sicimde intihar için, ideal bir biçimdi gözlerimin içinde yanan alev çemberi. Geciktim; ivedilikle sakinleştirilen zemheri silüetim, ölümsüz güz bileşenlerini iradesizce azad etti ve böylece karşımda korkunç bir akrebe dönüşmüştü dili. Ben ise yalnızca kum saatinin içerisinde kırılmış izafi bir yelkovan ile fethetmekteydim karanlıklar ülkesindeki yel değirmenlerini. Bu hikayede zırhlı bir şövalyeyim…
“Meddahlardan yadigar kalan kalemim.”
Epik bir destanın içerisinde yitik bir tanrıyı seslendiriyorken, geceleri sessizce günah çıkartmak bir sırtlana pek de ağır gelmeyecektir. Biliyorum fakat hayalini kurabileceğin en yaratıcı ihanette dahi seni kolayca affedebilecekken, yeniden birlikte olabilmemiz için inan bana henüz çok erkendi. “Günahı boynuma” derken, nefsime değen dişlerini çekiyorsun somurtkan derimden… Ey ifritim; seni içeren amansız derinliklere açıkça imreniyor olsam da, sabırla netleşen buzul diyarlarda bitkin ve gerginim.
“Etimden” diyorum, bir parça yersen eğer; seninle ruhani bir bağ kurabiliriz bu kez cehennemin en dibinden. Bağ bozumunda bir salkım hüzünle tetiklenen cesaretin tinimde korku uyandırıyor ve geçici yüzün gözlerinden damlayan zehirli mürekkebimle birleşerek yaşam buluyor trajik levhanın üzerine düşerken…
Sinir uçlarında biriken duygu dolu yükleri parmaklarımın en edilgin kesitiyle siliyor ve seni şefkatle öperken, yarı geçirgen anıların yakıcı sıcaklığını kıvrılan dudaklarımın körelmiş dokularında hissedebiliyorum… Bu sırada içinden geçen tüm dokunaklı duyumların eşsiz ve tarifsiz tadına bakıyorum ki bastırılmış muğlak endişelerini yüceltmeyi ihmal etmiyorum. Bu kadar kasveti hiç bozulmadan hafızamın soğuk mahzenlerinde nasıl sakladığımı merak ediyor olabilirsin, ancak nereden geldiğini artık çok iyi biliyorsun bu antik şarabın unutulmaz lezzetinin.
“Ve gittikçe çatallaşan dilimin…”
Kulunçlarımın köşe taşları gölgem için ziyankar ve ilgi çekici bir giz mesajı taşırken; omurlarımın üzerine kurulan sembolik uzantılar gecenin yorgun güzelliği karşısında saygıyla eğilir. Hilafi kılıçlar eşliğinde esritilmiş kıdemli bir paganın belirttiği “iyeli anahtar deliği” vasıtasıyla keşfedilen itki, müzminleşen düşünümlerin imgesel bekçisiydi ve muhteşem mevsimlere miras bırakarak gitmişti dokunulmaz cevheri.
Hudutlarında birbirlerine düzensizce dönüşen hummalı moleküller, yüzünde dağılan yıldız bulutlarından esinlenir ve inkarla bağlanan sarmal sinir demetleri dolunayın yükselişinden hemen etkilenirdi. O vakit esas yerini fark eder ve kanatlarımın arasında gizlenen esrarengiz akordeonun çıkardığı cansız ve ayarsız titreşimler anlamlı bir sıraya dizilir. Kollarımı havaya kaldırırken etrafa savrulan perdeler, kurgulu alametlerin ve vurgulanan bas seslerin doğurgan habercisidir. Gökyüzünde uçuşan miyadı semboller, bütün görsel sahneyi oynatır yerinden ve özdesine mühürlenen gözlemciyi ürkek bir edayla sarsar imlenirken. Özellikle çözümlenen kimyasal meridyen, belleğine hücum eden çekingen misafirim; safir fragman seçim aynası dönencenin, arz ederim…
Kutsal eylemlerimle evrimleşen karanlığın ardından devrilen göz bebekleri, zihnimde sadece bir an için devleşir; fakat yeniden beliren güneşin dolaylı bakışları hala ıslak ve zifiridir. Sonra bir kez daha buruk bir ses tonuyla mırıldanır o mistik ve davetkar armoniyi. Tenimde soğurulan ilk ışık demeti başlatır sonsuz ve diyalektik parodiyi. Yüzümde oluşan yansımalar bu oyunun zamansız göstergeleridir. Bazı ifadeler üzerime yapışan saydam bir maske gibi yakışabilir ve bazı cümleleri kozmik dizem içerisinde anlamlandırmaya çalışmak, kabul et ki bir o kadar yersiz…
Duydukların sadece evrensel kurallar sahnesinde dağılım gösteren arsız ve kararsız riyaların yaklaşık bir temsilidir. Bu bestede elektronik bir sinir ağı içerisinde konuşlanan büyülü bir nakarat veya dört dörtlük bir ritimle işleyen yanlı ve duyarlı bir mantık sistemisin. Bir arının dudaklarına doğrudan maruz kalmak kalbin için oldukça sakıncalı bir grafiktir. Bir filozofun bile bile içtiği zehir, rasyonel bir ironi mi?
“Gerçeklik, tekdüze bir melodi.”
İşte sadelikte dokunmuş o ussal yasa zamanla yıkılmalıydı tıpkı diğerleri gibi… Ve eğer isteseydin zırhımı çıkarttığım gibi alenen yasa boğabilirdin kırılgan dirençlerimi. Sağanak bir boşluğun kıyılarından düşerken, hiç denemedi bile kalbime sapladığım hançeri çekmeyi. Buraya kadar her şey tam da tahmin ettiğim gibi; tutkulu ve samimiydi. Şimdi esefle anılan tüm bu kibri tek bir kibrit ile ateşe verebilirim… Bunun yerine dönüp yüzsüz bir sigara yakışımı seyretmeyi seviyorsan eğer, Tanrı sana ikinci bir şans tanımadığı içindir.
Küstahça kurgulanmış düşsel bir atom modelinden uyarlanan, bağımsız bir kesitti Erdem’in toprağa çizdiği simetrik şekillerin çağrışım eşiği. Ökült bir inisiyasyonu tamamlamak için gövdesini terk edecekti. O halde içimdeki işlevsiz protonları ve durgun yükleri reddediyor olmam, ölü bir yıldız olarak Evren’i sömürmek için iyi bir sebep gösterilebilir.
—Yalnızca göz bebeklerinde tabii ki…
Hayali bir düzlemde akan asal bir zaman diliminden bilincine yansıtılan bu eğrisel projeksiyonda, basit geometriden başka ne görmeyi bekleyebilirsin? İçine çekildiğin karanlık masalı gözlerini hiç kırpmadan takip ederken, canlanan imrel imgeleri rahatlıkla seçebilir ve zihninden geçen ilginç fikirleri şimdilik bir köşeye bırakabilirsin. Ben ahir semadan seslenirken, sen hala kendine başka bir gerçeklik kurgulamayı deneyebilirdin. Oysa kuytu köşe piramitlerde veya her an iki satır arasında bir yıldırım esnasında, subliminal bir mesajı suistimal edeceğimi daha önce açıkça söylemiştim. Peki ya perdenin arkasında savrulan kuklacının kuşkuları da, gölgeler diyarında semantik madenler arasındaki çakıl taşları kadar değerli midir?
—Pek tabii…
“Kaosun kirlettiği kabusların kabukları kadarı kafi…”
Aykırılıkla müjdelendiğim ontik ilmeğe öykünen bu çarpıcı rüyaların her biri dileğinde tekrar görülebilir veya bilincimi ilelebet terk edebilirdi. Elbette hayalim geceleri vicdanının kıyısında masum ve uzun bir gezintiye çıkabilmektir. Ancak her defasında kendimi baştan çıkarılmış çaresiz bir kurbanın sembolik elçisi ilan edebilirim. Şimdi gönül gözünde olsa olsa umarsız bir komedya sergilenmektedir. Üstelik defalarca görmüş olsam bile bu dayanılmaz gösteriyi; en ön sırada seyrederken, seninle aynı sahnede nezaketen gülümseyebilirim. Seyirci olan biteni hiç anlamasa bile, kesintisiz bir dikkat eşliğinde sarf edilen sözlerimi dinleyebilir ve gözlerini kapattıklarında, Evren’in kaçınılmaz sonunu üstünkörü bir bakışla tahmin edebilirdi.
Perdenin arkasında dönen orta oyunu aramızdaki ilişkiyi bir süre için gölgeler ve ışığın kesikli hareketleri konuyu sakince dile getirir. İsteyen herkes bu aralıkta zamansızlığın içerisinden kendisine bir pay çıkarabilir. Kaybolan bir hissi üstel zeminde yaratabilmek için her türlü imkanı acilen değerlendirmen gerekir.
Kalbinin içindeki keskin yarıktan geçerken parçalara bölünüyor imlasız nefesim. Karaya vurmuş cesetlerin üzerine basa basa tüm bu dehlizleri dolaşabilirim. Bu sahilde adımlarımdan emin bir şekilde yürürken arkamda cüretkar bir girişim deseni bırakıyorum ve bu sayede geriye dönük izleri aradığım zaman kolaylıkla yerinde buluyorum… Ve bir kez daha tekrarlayan bütün bu ikilemleri oldukça yerinde buluyorum. Cehennemde dramatize edilemeyen hür aşkları kurduğum iki yüzlü denklemden muaf bırakıyorum: Karanlık olanı diliyorum.
—Teorik olarak tabii…
Ayrılmış gerçekliğin farazi arazisinde her bir rönesans elçisi, elem fırçasıyla dağıtır karanlıklar paletinden aldığı yetkiyi. Kimisi ideal cehennemini çizmektedir siyah bir arka fonun üzerine kıyamet vakti. Kimisi iki fikir arasında açılan sonsuz uçurumda usulca boynuna geçirmektedir boşlukta sallanan davetkar ipi. İzleyici gökyüzüyle aynı anda tutar nefesini ve artık herkes tek bir noktaya sabitlemiştir dikkatini. Çıkmaz bir sokağın sonunda aynadan yansıyan ışık demetleriyle hiç usanmadan dans etmektedir sahnede yankılanan iç sesleri…
Bu sırada Kopenhag’da yağmur tüm ihtişamıyla havada süzülen gözyaşlarıyla sevişmektedir. Perde kapanırken yıldırımlar tek bir yanağımın yükselişiyle eşzamanlı olarak düşecektir. Seni düşlemeye başlamam bir yıldıza hayat verebilir veya senden kopmak istemem dönemin bilimsel anlayışını kökünden sarsabilirdi. Çünkü biliyorsun sevgilim:
“Evren’in zarafeti, formülün basitliğini dile getirir.”
Yorgun bir elektronun hareketlerini yoğun ışık altında gözlemlerken çok dikkat edin. Aydınlanan gözleriniz bir atom-altı parçacığının deney alanı olabilir…